Köşe Yazarları

Zeynep Arslan: Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan ABD-İran Gerilimi Açıkla

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan ABD-İran Gerilimi Açıklaması

ZA
Zeynep ArslanDış Politika
...
6 görüntülenme

```json { "title": "Erdoğan'ın Sessizliği: ABD-İran Geriliminde Türkiye'nin Kararsızlığı", "content": "

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Kabine Toplantısı sonrası yaptığı açıklamada bir şey eksikti: Net bir pozisyon. "Barış ve istikrar", "itidal çağrısı", "diplomatik çabalar"... Bu kavramlar, Ankara'nın son yıllarda her büyük krizde sarıldığı sığınaktır. Ancak ABD-İran geriliminin yeniden alevlendiği şubat sonunda, Türkiye'nin bu belirsiz duruşu artık bir strateji mi yoksa bir çaresizlik mi, bunu sormak zorundayız.

Erdoğan'ın açıklamalarında dikkat çeken en önemli husus, ne söylediği değil, ne söylemediğidir. Bağdat Büyükelçiliği'ne düzenlenen roketli saldırıları hangi taraf gerçekleştirdi? İran'ın misilleme saldırıları meşru müdafaa kapsamında mı değerlendiriliyor? ABD'nin muhtemel yanıtı karşısında Türkiye'nin somut adımı ne olacak? Bu sorulara yanıt yok. Ve bu sessizlik, bölgesel güç olma iddiasındaki bir ülke için kabul edilemez bir zaaftır.

Türkiye'nin İkircikli Pozisyonunun Anatomisi

Türkiye'nin ABD-İran gerilimindeki tutumu, 2020 Ocak'ında General Kasım Süleymani'nin öldürülmesinden bu yana değişmedi: Her iki tarafa da mesafeli durmak, kimseyi karşısına almamak, "arabuluculuk" söylemiyle diplomatik manevra alanı açık tutmak. Bu, teoride makul görünebilir. Ancak pratikte, Türkiye'nin bölgedeki çıkarlarını korumak için yetersiz kalıyor.

Neden? Çünkü ABD ile İran arasındaki bu son gerilim dalgası, öncekilerden farklı dinamiklere sahip. Bağdat'taki saldırılar, İran destekli militanların ABD varlığını Irak'tan tamamen çıkarmak için artan kararlılığını gösteriyor. İran ise, nükleer müzakerelerin çıkmaza girmesi ve yaptırımların ağırlaşmasıyla birlikte, bölgede vekalet güçlerini daha agresif kullanmaya başladı. Bu tabloda Türkiye'nin "tarafsız hakem" rolü oynaması giderek zorlaşıyor.

Daha somut bir ifadeyle: Türkiye, İran'la enerji ticaretinde kritik bağımlılık içinde. Aynı zamanda, ABD ile NATO müttefiki ve savunma sanayiinde işbirliği yapıyor. Irak'ın kuzeyinde PKK'ya yönelik operasyonlar için hem Bağdat'ın hem Washington'ın sessiz onayına ihtiyaç duyuyor. Suriye'de ise İran destekli militanlarla karşı karşıya. Bu karmaşık denklemde "itidal çağrısı" yapmak, aslında hiçbir tarafa somut bir mesaj vermemektir.

Petrol Fiyatları ve Türkiye'nin Ekonomik Açmazı

Haberde vurgulanan bir nokta var: Petrol fiyatlarındaki artış. Bu, sadece bir yan etki değil, Türkiye için doğrudan bir tehdittir. Enerji ithalatçısı bir ülke olarak, petrol fiyatlarındaki her oynaklık döviz rezervlerini erozyona uğratıyor ve enflasyon baskısını artırıyor. ABD-İran gerilimi şiddetlenirse, Hürmüz Boğazı'nın güvenliği tehlikeye girer. Bu boğazdan dünya petrol ihracatının önemli bir kısmı geçiyor. Türkiye'nin enerji güvenliği stratejisi, bu coğrafi gerçekle baş etmek zorunda.

Ancak Erdoğan'ın açıklamasında bu ekonomik boyuta dair somut bir strateji yok. Türkiye, İran'dan petrol alımına devam edecek mi? Amerikan yaptırımlarını nasıl aşacak? Alternatif enerji koridorları için hangi adımlar atılacak? Bu soruların yanıtları, "barış ve istikrar" söyleminden çok daha acil.

Karşıt Perspektifler: Denge mi, Denge Kaybı mı?

Ankara'nın bu tutumunu savunanlar, Türkiye'nin tarihsel olarak her zaman dengeli dış politika izlediğini, büyük güçler arasında köprü olma misyonunu koruması gerektiğini söyleyecektir. Haklı bir argüman: Türkiye'nin coğrafi konumu, onu doğal bir arabulucu yapıyor. 2010'larda İran'ın nükleer programı konusunda arabuluculuk girişimi, bu rolün bir örneğiydi.

Ancak karşıt görüş çok daha güçlü: Denge politikası, ancak güçlü olduğunuzda işe yarar. Türkiye'nin ekonomik kırılganlığı, Suriye'deki belirsizliği ve NATO içindeki izolasyonu düşünüldüğünde, "her iki tarafa da eşit mesafede durmak" artık bir strateji değil, bir savunma mekanizmasıdır. Washington ve Tahran, Ankara'nın tercihini yapmaktan kaçındığını görüyor ve bu durum Türkiye'nin bölgesel etkinliğini zayıflatıyor.

Benim Tezim: Türkiye Sessiz Kalamaz

Kanımca, Erdoğan'ın bu açıklaması Türkiye'nin stratejik bir hatanın eşiğinde olduğunu gösteriyor. ABD-İran gerilimi, sadece bir diplomasi meselesi değil; Türkiye'nin bölgedeki varlığını, ekonomik istikrarını ve güvenlik politikalarını doğrudan etkileyen bir krizdir. Ve bu krizde sessiz kalmak, bir taraf seçmemek anlamına gelmiyor; tersine, her iki tarafın da güvenini kaybetmek anlamına geliyor.

Türkiye'nin yapması gereken, retoriği bir kenara bırakıp somut adımlar atmaktır. Birincisi, İran ile enerji bağımlılığını azaltacak alternatif kaynaklar geliştirmeli. Azerbaycan ve Türkmenistan ile enerji koridorları güçlendirilmeli. İkincisi, ABD ile savunma işbirliğini yeniden rayına oturtmalı; özellikle F-16 modernizasyonu gibi askıda kalan dosyalar hızla çözülmeli. Üçüncüsü, Irak'taki varlığını sadece PKK operasyonlarıyla sınırlı tutmamalı; Bağdat hükümeti ile uzun vadeli stratejik ortaklık kurmalı.

Ama en önemlisi, Ankara'nın diplomatik dilini değiştirmesi gerekiyor. "İtidal çağrısı" yapmak kolay; zor olan, bu çağrıyı somut önerilere dönüştürmektir. Erdoğan, eğer gerçekten arabuluculuk yapmak istiyorsa, Washington ve Tahran'a ne sunacak? Hangi garantileri verebilir? Hangi mekanizmaları devreye sokacak? Bu sorulara yanıt vermeden yapılan açıklamalar, içi boş retorikten öteye geçmez.

Üç Ay Sonra: Temmuz 2026 Öngörüsü

Önümüzdeki üç ay kritik. Haziran ayına kadar ABD-İran geriliminin ya tırmanacağını ya da geçici bir ateşkese varacağını öngörüyorum. Eğer tırmanma senaryosu gerçekleşirse, Türkiye ekonomik olarak ciddi sıkıntıya girecek. Petrol fiyatlarındaki artış, zaten kırılgan olan enflasyon dengesini bozacak. Dolar-TL kuru yeni rekorlara ulaşabilir.

Diplomatik cephede ise, Türkiye'nin belirsiz duruşu onu hem Washington hem de Tahran nezdinde marjinalleştirecek. NATO zirvelerinde Ankara'nın sesi daha da zayıflayacak. İran ise, Türkiye'yi enerji konusunda daha fazla sıkıştırabilir. Temmuz 2026'ya geldiğimizde, Türkiye'nin bu krizde kaybedenlerden biri olduğunu göreceğiz—çünkü doğru zamanı beklerken, zaman kaybetti.

Sonuç: Cesaret Vakti

Erdoğan'ın açıklaması, Türkiye'nin dış politikada bir yol ayrımında olduğunu gösteriyor. Artık "barış ve istikrar" klişeleriyle oyalanacak zamanımız yok. Türkiye, ya bölgesel bir güç olarak somut pozisyon alacak, ya da büyük güçlerin satranç tahtasında sadece bir piyona dönüşecek. Seçim yapmak zorundayız. Ve bu seçimi ertelemek, aslında en kötü seçimi yapmaktır.

", "key_takeaway": "TEMEL ÇIKARIM: Erdoğan'ın ABD-İran gerilimi karşısındaki 'itidal çağrısı', somut strateji eksikliğini maskeleyen boş bir retoriktir. Türkiye, önümüzdeki üç ay içinde net pozisyon almazsa, hem ekonomik hem diplomatik olarak büyük bedel ödeyecektir." } ```