Köşe Yazarları

CHP'nin 6 Saatlik Gizli Toplantısı: Parti İçi Demokrasi mi, Paralel Yapı mı?

TEMEL ÇIKARIM: CHP'deki 6 saatlik gizli toplantı, parti içi demokrasiden ziyade kurumsal hafıza kaybını yansıtıyor. Partinin asıl sorunu lider değil, kişisel ağlar yerine kurumsal mekanizmalarla işleyen bir yapıya geçememesidir.

ED
Elif DemirSiyaset
...
4 görüntülenme

Kurultay öncesi 6 saat süren gizli toplantı, CHP'de sadece bir parti içi muhalefet hareketi mi, yoksa kurumsal yapıyı zayıflatan paralel bir yapılanma mı? Bu soru, Türk siyasetinde parti içi demokrasi ile örgütsel disiplin arasındaki çizginin nerede çizileceği tartışmasını yeniden gündeme getiriyor. Tarihe baktığımızda, sol partilerde fraksiyonlaşma her zaman iki sonuçtan birine yol açmıştır: Ya parti yenilenir, ya da parçalanır.

Habere göre, CHP'de Kemal Kılıçdaroğlu'nun yakın isimleri ve bazı milletvekilleri, kurultay ceza davasının hemen öncesinde bir araya geldi. Toplantının süresi dikkat çekici: 6 saat. Bu, sıradan bir fikir alışverişi değil, strateji belirleme toplantısıdır. Peki bu toplantı, parti içi demokrasinin sağlıklı bir yansıması mı, yoksa kurultay sürecini gölgeleyecek bir güç gösterisi mi?

Tarihsel Paraleller: Sol Partiler ve Fraksiyonlaşma

Türkiye'de sol partilerin tarihi, parti içi muhalefet hareketleriyle doludur. 1970'lerde CHP'nin içinde Bülent Ecevit'in açtığı Ortanın Solu tartışması, partiyi dönüştürdü ama aynı zamanda İnönü ile Ecevit arasında derin bir kırılma yarattı. 1992'de SHP-CHP birleşmesi sonrası yaşanan iç çatışmalar, partinin 1995 seçimlerinde yüzde 10'un altına düşmesine neden oldu. Daha yakın tarihte, 2000'lerin başında DSP'nin Ecevit sonrası yaşadığı parçalanma, partinin siyasi tarihten silinmesine yol açtı.

CHP'nin şu anki durumu, bu örneklerden hangisine benziyor? Kanımca, 1970'lerden çok 1990'ların sonuna daha yakın. Çünkü burada ideolojik bir yenilenme değil, kişisel kutuplaşma söz konusu. Kılıçdaroğlu ve Özel arasındaki rekabet, programatik farklılıklardan ziyade liderlik tarzı ve seçilebilirlik algısına dayanıyor.

6 Saatlik Toplantının Anayasal ve Etik Boyutu

Parti içi muhalefet, demokratik siyasetin vazgeçilmez unsurudur. Ancak bu hakkın kullanımı, bazı etik ve hukuki sınırları beraberinde getirir. CHP Tüzüğü'ne göre, parti organları dışında paralel yapılanmalar yasaktır. Peki milletvekilleri ve eski yöneticilerin kurultay öncesi toplanması bu yasağa girer mi?

Hukuki olarak hayır. Parti içi muhalefet yapmak, Anayasa'nın 33. maddesinde güvence altına alınan dernek özgürlüğünün doğal bir sonucudur. Ancak etik olarak durum farklıdır. Toplantının zamanlaması ve süresi, bu hareketin sadece fikir alışverişi olmadığını gösteriyor. Kurultay ceza davasının hemen öncesi seçilen zaman, psikolojik baskı oluşturma amacı taşıyor olabilir.

"Parti içi demokrasi, çoğunluğun azınlığı susturma hakkı değildir; ama azınlığın da kurumsal yapıyı sabote etme özgürlüğü olamaz."

Bu toplantıya katılan milletvekillerinin durumu ise ayrı bir tartışma konusudur. Parlamenter demokrasilerde milletvekilleri, parti disiplini ile seçmen sorumluluğu arasında bir denge kurmak zorundadır. Türkiye'de parti disiplini son derece güçlüdür ve milletvekillerinin özerk hareket alanı sınırlıdır. Bence bu toplantıya katılan milletvekillerinin bazıları, kurultay sonrası parti içindeki konumlarını ciddi şekilde sorgulayacaktır.

İki Karşıt Perspektif: Meşru Muhalefet mi, Yıkıcı Fraksiyonculuk mu?

Birinci görüş: Meşru parti içi muhalefettir. Bu görüşe göre, CHP'nin 2023 seçimlerini kaybetmesinin ardından parti içinde ciddi bir hesaplaşma yaşanması normaldir. Kılıçdaroğlu döneminin politikalarının sorgulanması, parti içi demokrasinin gereğidir. Toplantının 6 saat sürmesi, konuların ciddiyetini gösterir. Parti içi muhalefetin susturulması, CHP'yi AKP gibi tek adam partisi haline getirebilir. Bu perspektif, Türkiye'de siyasi partilerin demokratikleşmesi için önemlidir.

İkinci görüş: Örgütsel sabotajdır. Bu görüşe göre, kurultay sürecinin devam ettiği bir dönemde, paralel bir yapılanma görüntüsü vermek, parti içi birliği zedeler. 2023 seçimlerinde CHP yüzde 25 oy aldı ve bu Kılıçdaroğlu döneminin en yüksek oranlarından biriydi. Sorun liderlik değil, ittifak stratejisi ve mesaj netliğiydi. Şimdi yapılan, geçmişi yargılamak değil, gelecek için pozisyon almaktır. Bu tür toplantılar, kamuoyunda "CHP bölünüyor" algısı yaratarak partinin zaten zayıf olan iktidar imajını daha da zedeler.

Benim Tezim: Kurumsal Hafıza Kaybı Tehlikesi

Bence CHP'de yaşanan asıl sorun, parti içi demokrasi eksikliği değil, kurumsal hafıza kaybıdır. Türkiye'nin en köklü partisi olan CHP, 1923'ten bu yana Türk siyasetinin merkezinde olmasına rağmen, kendi geçmişinden ders almakta zorlanıyor. Parti, her lider değişikliğinde sıfırdan başlıyor ve önceki dönemin birikimini silip atıyor.

1950'de iktidarı kaybeden CHP, 1960'larda sosyal demokrat kimliğe evrildi. 1980 sonrası yeniden kurulan parti, 1990'larda koalisyon ortağı oldu ama asla tek başına iktidar olamadı. 2002 sonrası muhalefet partisi olarak kalan CHP, 2010'larda Kılıçdaroğlu ile bir istikrar dönemi yaşadı ama seçimleri kazanamadı. Şimdi Özel dönemiyle yeni bir sayfa açılıyor ama aynı hatalar tekrarlanabilir.

Kanımca, bu 6 saatlik toplantı, partinin kurumsal kimliğini güçlendirmek yerine zayıflatıyor. Çünkü mesaj şu: "CHP'de kalıcı bir çizgi yok, her şey kişilere bağlı." Bu algı, seçmende güven erozyonu yaratır. Bir parti, liderinden bağımsız bir kurumsal kimliğe sahip olmalıdır. Almanya'da SPD, lider değişikliklerine rağmen sosyal demokrat çizgisini koruyor. İngiltere'de İşçi Partisi, Tony Blair sonrası kriz yaşadı ama kurumsal yapısını koruyarak yeniden iktidar oldu.

Karşılaştırmalı Perspektif: Avrupa'da Parti İçi Muhalefet

Avrupa sosyal demokrat partilerinde parti içi muhalefet, kurumsal mekanizmalar içinde işler. Fransa'da Sosyalist Parti'de fraksiyonlar vardır ama bunlar tüzükle tanımlanmıştır ve kurultay süreçleri net kurallara tabidir. Almanya'da SPD'nin içinde sol ve merkez kanatlar vardır ama bunlar partinin dışına taşmaz. İspanya'da PSOE'de lider değişiklikleri yaşanır ama bunlar genellikle seçim yenilgisi sonrası kurultayda gerçekleşir, süreç devam ederken değil.

CHP'nin sorunu, parti içi muhalefetin kurumsal mekanizmalardan ziyade kişisel ağlar üzerinden işlemesidir. Bu 6 saatlik toplantı, tüzükte tanımlanmış bir organ değil, gayri resmi bir yapılanmadır. Bu durum, partinin kurumsallaşma eksikliğini gösteriyor.

3-6 Ay Sonrası İçin Öngörü

5 Kasım'daki kurultayda iki senaryo olası görünüyor. Birinci senaryoda Özgür Özel kazanır ve Kılıçdaroğlu grubu partide marjinalleşir. Bu durumda, bazı milletvekilleri ve yöneticiler ya istifa eder ya da pasifize olur. Parti kısa vadede bir disiplin krizi yaşar ama orta vadede yenilenir. İkinci senaryoda Kılıçdaroğlu kazanır ve bu sefer Özel grubu partiden kopar. Bu durumda CHP'de ciddi bir bölünme riski doğar.

Bence ilk senaryo daha olasıdır. Çünkü 2023 seçim yenilgisi sonrası Kılıçdaroğlu'nun partide kalması için güçlü bir meşruiyet zemini kalmamıştır. Ancak her iki senaryoda da CHP, kurultay sonrası en az 6 ay boyunca iç meseleleriyle uğraşacak ve muhalefet görevini tam olarak yerine getiremeyecektir. Bu durum, Türkiye'de muhalefetin zaten zayıf olduğu bir dönemde, demokratik dengeleri daha da bozacaktır.

Şubat 2026'ya kadar, yani kurultaydan 3 ay sonrasına kadar, CHP'de bir istikrarsızlık dönemi yaşanacaktır. Yeni genel başkan, partide tam kontrol sağlamaya çalışırken, muhalif grup sessizleşecek ama tamamen ortadan kalkmayacaktır. 2026 yerel seçimleri öncesinde, partinin bu iç çatışmaları aşıp aşamayacağı, Türk siyasetinin kritik sorularından biri olacaktır.

Sonuç: Demokrasi İçin Demokrasi Gerekir

CHP'nin yaşadığı bu süreç, Türkiye'de parti içi demokrasi tartışmasının ne kadar acil olduğunu gösteriyor. Evet, parti içi muhalefet olmalıdır. Ama bu muhalefet, kurumsal mekanizmalar içinde, şeffaf şekilde ve parti birliğini zedelemeden yapılmalıdır. 6 saatlik gizli toplantılar değil, açık tartışmalar ve kurultay kürsüsünden yapılan konuşmalar gereklidir. CHP'nin asıl sorunu, lider değil sistem. Ve bu sistemi değiştirecek olan da lider değil, kurumsal dönüşümdür.